Sabah gidecektim hayvan fuarına ama maalesef öğleden sonraya sarktı. Tahmin edeceğiniz üzere büyük şehirlerde h.sonu dışarı çıkmak büyük cesaret. Trafik milim milim ilerliyor..Sabır imtahanı gibi bir şey. Neyse biraz uzun süren bir yolculuktan sonra istediğim yere ulaştım kuzenimle.. Fuar her zamanki halinde yarı kalabalık-yarı sakin ama her zaman yeşil :) Önce dikkatimi çeken hayvanlara kısaca bir göz atalım..Daha sora nacizane yorumlarıma geçeceğim!
Akvaryum severler için Discus lar.. Çok narin balıklardır, su sıcaklığı ve pH değişimlerine karşı oldukça hassas bir tür.
Ödüllü güvercinler..Açıkçası hangi türlerin melezlenmesiyle elde edilmiş bilemiyorum ama çok sevimliler..Üzerlerine ''BENİM OLUN'' diyerek hamle yaptım, tabikide hayvanların sahibi çokta memnun olmadı davranışım karşısında..
Fuar fazla kalabalık, her yerden spot ışıkları fışkırıyor, gürültü çok fazla. Bütün bu kargaşada hayvanlar tedirgin oluyor. Açıkçası onlar için hiç ama hiç uygun bir ortam değil. Bu sene nedense çok fazla hayvan çeşidinede yer verilmemiş. Balıklar, kediler, köpekler ve bir kaç çeşit kuş..Çok az sürüngen vardı. Eklem bacaklı hiç göremedim. Standlarda daha çok yem ve aksesuar satışına ağırlık verilmiş.
Evet arkadaşlar! Hayvanın başı ve sonu belli değil ama şu an gördüğünüz yer hayvanın baş tarafı, kendiside öünü göremiyor zaten..
Her türlü ürünü düşünmüşler açıkçası..Pazar günü akşam bitiyor bu arada. Küçük dostlarımız için bir şeylere ihtiyacınız varsa eğer ziyaret edin derim.
Mutlu haftasonları..
23 Ekim 2010 Cumartesi
Pet Show!
Arkadaşlar cuma başlayan evcil hayvan fuarı pazar gününe kadar sürecek! Meraklısı olanlar kaçırmasın..Gidip bi iki resim alacağım bende;)
21 Ekim 2010 Perşembe
Tuhaf yer şu Vatikan..
Paskalya tatilinden hemen önce ziyaret ettim Vatikanı..Öğlen 12'de tatile gireceklermiş.. 5 gün kapalıyız dediler! Anlayacağınız bütün katedrali görmek için az zamanım vardı..1 saat 30 dakikamı aval aval tavanlara, heykellere, resimlere bakarak geçirdim..İnsanın nutku tutuluyor..Bi ara kayboldum nereye gittiğime bakmadığım için..Kendimi Japon turist kafilesinin içinde buldum, Tur rehberi sanırım orda olmamdan çok haz etmedi..Ekşiyen bi ifadeyle baktı bana..
Gidip görecek olanlara ön hazırlık Melekler ve Şeytanları izlemelerini öneririm..Filmde zaten her yapının özelliği anlatılıyor.
Vatikan ortalama olarak 900-1000 nüfusa sahip. Dünyanın en küçük ülkesi. Ülkenin 1 numaralı vatandaşı ise papa! Arada bir kendine ait odasının camından aşağı sarkarak selam veriyor..
St Peters Basilika içerisinde 60000 kişiyi barındırabilecek kadar geniş bir alan üzerine inşaa edilmiş.
Hristiyanlığın en kutsal mekanı ayrıca da en büyük kilisesi.
Hz. İsa'nın Basilikanın isminin verildiği Aziz Peter'e ''mezar taşının olduğu yer dinimin merkezi olacak .''dediği rivayet edilir.. 1506 da başlayan inşası 1606'da bitmiştir.
Etrafı yeterince inceleyip bilgi edindikten sora hediyelik satılan alana yöneliyorum azimle! 3 adet papa kalemı (bildiğiniz kurşun kalem üzerinde papa resmi var), 1 adet kutsal su şişesi (bkz: constantine) ve 1 adet mum alarak uzaklaşıyorum..Aklım papanın buz dolabı magnetinde kalıyor..Yanlş anlaşılmasın hristiyan hayranlığım yok ama bu tarz ilginç şeyleri biriktirmeye bayılıyorum :))
Yanlız Vatikandaki bazı rahiplerin ciddi ciddi sanat eleştirmenliğine soyunduğunu düşündüğümü söylmeden geçmeyeceğim..Ne zaman ilginç bir film oynasa vizyonda yada sergi, sanatsal çalışma olsa Vatikandan açıklamalar geliyor..Twilight için ''Sapkınca, gençleri sapkınlığa özendiriyor'', Melekler ve şeytanlar için: ''Beğenmedik, iyi olmamış'', Homer Simpson için: ''İyi bir katolik'' gibi değişik açıklamalar da bulunabiliyorlar..İsviçreli muhafızları var birde..Onlarda rengarenk giyinmiş..Sembolikte olsa zihnimde kocaman bir ''LAN?!'' ve ardından hafif bir tebessüm beliriyor..Sizede aynısının olacağına eminim..
Fırsatınız olursa gidin görün..Dikkatlice bakın..Çok dikkatli..Yeterince iyi bakarsanız..Kimbilir.. belkide oraya harcanan zaman-para-emek üçlüsünün hangi koşullarda sağlandığını ve nelere mal olduğunu farkedebilirsiniz. Bu konuyla ilintili olarak gelecek yazılarımda Museum La Tortura yani işkence müzesi ve engizisyonun karanlık tarihini anlatacağım…
Gidip görecek olanlara ön hazırlık Melekler ve Şeytanları izlemelerini öneririm..Filmde zaten her yapının özelliği anlatılıyor.
Vatikan ortalama olarak 900-1000 nüfusa sahip. Dünyanın en küçük ülkesi. Ülkenin 1 numaralı vatandaşı ise papa! Arada bir kendine ait odasının camından aşağı sarkarak selam veriyor..
St Peters Basilika içerisinde 60000 kişiyi barındırabilecek kadar geniş bir alan üzerine inşaa edilmiş.
Hristiyanlığın en kutsal mekanı ayrıca da en büyük kilisesi.
Hz. İsa'nın Basilikanın isminin verildiği Aziz Peter'e ''mezar taşının olduğu yer dinimin merkezi olacak .''dediği rivayet edilir.. 1506 da başlayan inşası 1606'da bitmiştir.
Etrafı yeterince inceleyip bilgi edindikten sora hediyelik satılan alana yöneliyorum azimle! 3 adet papa kalemı (bildiğiniz kurşun kalem üzerinde papa resmi var), 1 adet kutsal su şişesi (bkz: constantine) ve 1 adet mum alarak uzaklaşıyorum..Aklım papanın buz dolabı magnetinde kalıyor..Yanlş anlaşılmasın hristiyan hayranlığım yok ama bu tarz ilginç şeyleri biriktirmeye bayılıyorum :))
Yanlız Vatikandaki bazı rahiplerin ciddi ciddi sanat eleştirmenliğine soyunduğunu düşündüğümü söylmeden geçmeyeceğim..Ne zaman ilginç bir film oynasa vizyonda yada sergi, sanatsal çalışma olsa Vatikandan açıklamalar geliyor..Twilight için ''Sapkınca, gençleri sapkınlığa özendiriyor'', Melekler ve şeytanlar için: ''Beğenmedik, iyi olmamış'', Homer Simpson için: ''İyi bir katolik'' gibi değişik açıklamalar da bulunabiliyorlar..İsviçreli muhafızları var birde..Onlarda rengarenk giyinmiş..Sembolikte olsa zihnimde kocaman bir ''LAN?!'' ve ardından hafif bir tebessüm beliriyor..Sizede aynısının olacağına eminim..
Fırsatınız olursa gidin görün..Dikkatlice bakın..Çok dikkatli..Yeterince iyi bakarsanız..Kimbilir.. belkide oraya harcanan zaman-para-emek üçlüsünün hangi koşullarda sağlandığını ve nelere mal olduğunu farkedebilirsiniz. Bu konuyla ilintili olarak gelecek yazılarımda Museum La Tortura yani işkence müzesi ve engizisyonun karanlık tarihini anlatacağım…
18 Ekim 2010 Pazartesi
Gediz havzasını uygun yerinize koyun!
Araziden döndüğüm akşam, yatmadan hemen önce gazete okuyayım uykum daha çabuk gelsin diyorum..Hürriyet pazar eki! O da ne??!! Gediz Havzası Sülfirik asitle yıkanacak..LAN?!! Kan beynime sıçrıyor! Derin nefes alarak yazıyı okuyorum..okuyorum..Tansiyonum çıkıyor hissediyorum..Yazının bitmesine 3-5 satır kala fırlatıyorum gazeteyi..Uygun yerlerine koyarlar artık diyerek yatıyorum, huzursuz bir şekilde..
İngiliz arkadaşlar satın aldıkları arazide nikel çıkarabilmek için, toprağı süifirik asitle yıkayacakmış. Hemde bunu açık havada yapacaklar..Beyinleri yokoldu heralde!! Yada İngilizler sevr ile alamadıkları topraklardan hınçlarını bu şekilde çıkarıyorlar..Bilmeyenler için ben söylemiş olayım! Siz naparsanız yapın, rüzgar, buharlaşma, yeraltı su kaynaklarına sızma, yağmur..Açık alanda kullanılan sülfirik asit herşekilde buharlaşacak.
Çok geniş bir alan söz konusu olmak üzere toprağa dönecek! Biyolojil çeşitlilik, tarım, insanlar..Hepsi hakgetire! Silkinin ve kendinize gelin! Toksikolojik çalışmalarda görüyoruz..Çok ufak dozlarda kimyasal maddeler dahi canlıların dokularında müthiş tahribat yaratıyor..Üreyemiyorlar, hormonal sistemleri bozuluyor, genetik yapıları değişiyor anormal hücrelere sahip oluyorlar en sonunda da ölüyorlar..
Ben daha fazlasını buraya yazmayacağım. Ama gerçekten üzüldüm hemde çok. Görmeyi ve ileride size göstermeyi istediğim bir çok canlı türü var orada..Umarım bu felaket daha başlamadan önlenebilir..
İlgili yazıyı merak edenler için link burada çok daha korkunç bir tablo sözkonusu http://www.t24.com.tr/content/newsdetail.aspx?cat=32&newscode=105873
Herkeze mutlu haftalar..
İngiliz arkadaşlar satın aldıkları arazide nikel çıkarabilmek için, toprağı süifirik asitle yıkayacakmış. Hemde bunu açık havada yapacaklar..Beyinleri yokoldu heralde!! Yada İngilizler sevr ile alamadıkları topraklardan hınçlarını bu şekilde çıkarıyorlar..Bilmeyenler için ben söylemiş olayım! Siz naparsanız yapın, rüzgar, buharlaşma, yeraltı su kaynaklarına sızma, yağmur..Açık alanda kullanılan sülfirik asit herşekilde buharlaşacak.
Çok geniş bir alan söz konusu olmak üzere toprağa dönecek! Biyolojil çeşitlilik, tarım, insanlar..Hepsi hakgetire! Silkinin ve kendinize gelin! Toksikolojik çalışmalarda görüyoruz..Çok ufak dozlarda kimyasal maddeler dahi canlıların dokularında müthiş tahribat yaratıyor..Üreyemiyorlar, hormonal sistemleri bozuluyor, genetik yapıları değişiyor anormal hücrelere sahip oluyorlar en sonunda da ölüyorlar..
Ben daha fazlasını buraya yazmayacağım. Ama gerçekten üzüldüm hemde çok. Görmeyi ve ileride size göstermeyi istediğim bir çok canlı türü var orada..Umarım bu felaket daha başlamadan önlenebilir..
İlgili yazıyı merak edenler için link burada çok daha korkunç bir tablo sözkonusu http://www.t24.com.tr/content/newsdetail.aspx?cat=32&newscode=105873
Herkeze mutlu haftalar..
17 Ekim 2010 Pazar
araziii!! işte bu!
Yaptığım arazi gezisinde resimlediğim bir kaç şeyi sizlerle paylaşıyorum..işteea!
Yumurtalık lagününde dalyanda çekilen sıradan bir manzara..evet orası için çok sıradan..
Deniz börülcesi..Normalde yeşil olmalı. Ancak yetiştiği ortam ne kadar tuzluysa deniz börülcesi o kadar pembe oluyor :))
Gezinin düzenlendiği Halep çamlığında bulunan nadide türleri belirten bir çalışma
Bufo viridis: Toprak kurbağası olan bu arkadaş genelde geceleri dolaşmayı gündüzleri ise toprakta dinlenmeyi tercih ediyor.
Pipistrellus nathusii: Pürtük derili yarasa, rüzgardan kaçmış, şaşkın bir şekilde konferans salonunda duruyordu
Deniz börülcesi..Normalde yeşil olmalı. Ancak yetiştiği ortam ne kadar tuzluysa deniz börülcesi o kadar pembe oluyor :))
Gezinin düzenlendiği Halep çamlığında bulunan nadide türleri belirten bir çalışma
15 Ekim 2010 Cuma
Yokoluş..
Haftalardır sabırsızlıkla 12. Kuş gözlem konferansı geldiçattı! Bugün ilk oturumu tamamladık. Oturumun yapıldığı tuzla-karataş hayal gücümü zorlayacak düzeyde bir güzelliğe sahipti. Yarın 2. oturum ve arazi çalışması olacak. Gördüklerimden bir kısmını elbette paylaşacağım sizinle :) Bugün oturum sırasında bir kere daha düşüncelerimden emin oldum! Hatta gurur duydum kendimle. Kim ne derse desin dünya üzerinde hem kültürel hemde biyolojik çeşitlilik açısından canım ülkem kadar daha kıymetli bir yer yok..Bir eşi benzeri yok..Yaşamak içinde..Başka bir ülke arayanlar..Yaşam koşulları daha güzel yada hayat daha kolay belki? Peki biz birşey yaptık mı elimizde olanı korumak adına? Daha güzel bir Türkiye için hiç bir şey yaptık mı?
Bugün Türkiye dünya üzerindeki bitki türlerinin %50 si ve omurgalı canlı türlerinin ise %42 sini barındıran dünyanın en nadir coğrafyalarından biri. Kıymetini biliyormuyuz? Sanmıyorum. İlaç sanayisinden tutun pek çok insan sağlığına yönelik ürün günümüzde bitkilerden elde edilmekte. Üretim yapan firmalar gözlerini bitki çeşitliliğinin fazla olduğu bölgelere çeviriyor.
Cık.. Kıymetini bilmiyoruz. Mevcut biyoçeşitliliğin en önemli kaynağını kendi ellerimizle yokediyoruz. Nasıl mı? Coğrafya üzerinde olmadık müdahelelerde bulunarak! Bilindiği üzere Türkiyede dağlar denize paralel ve dik uzanmakta yani sonuç olarak deniz iklimi kıyıda kalmakta ve anadoluya girememektedir.Anadoluda çok daha farklı bir iklim hüküm sürüyor. Bu yüzden benzeri görülmemiş bir canlı çeşitliliğine sahip. Ancak sağa sola baraj inşaa etmek bütün dengeyi bozmaya yetiyor! Su altında olmaması gereken yerler su içinde, sulak olması gereken alanlar kupkuru! Neden şuursuzca baraj inşaa ediyorsunuz kardeşim? Kendi suyumuzu kendi çiftçimize satıyoruz! Adama üşütük derler..Şuan 300-400 baraj varsa bu sayıyı 10 yıl içinde 2300 e çıkarmaya çalışıyorlar! Nolcak okadar baraj? Biri bana izahını yapsın..
Ben yarın araziye gidiyorum.. Hepsi tamamen yokolmadan önce son bir kez daha çukurovadaki kuşlara, sürüngenlere ve memelilere bakacağım..Kumda oturup eşeleneceğim..Deniz kabuklarını toplayacağım..
Resimlerinide buraya ekleyeceğim..Çok geç olmadan..
mutlu hafta sonları..
Bugün Türkiye dünya üzerindeki bitki türlerinin %50 si ve omurgalı canlı türlerinin ise %42 sini barındıran dünyanın en nadir coğrafyalarından biri. Kıymetini biliyormuyuz? Sanmıyorum. İlaç sanayisinden tutun pek çok insan sağlığına yönelik ürün günümüzde bitkilerden elde edilmekte. Üretim yapan firmalar gözlerini bitki çeşitliliğinin fazla olduğu bölgelere çeviriyor.
Cık.. Kıymetini bilmiyoruz. Mevcut biyoçeşitliliğin en önemli kaynağını kendi ellerimizle yokediyoruz. Nasıl mı? Coğrafya üzerinde olmadık müdahelelerde bulunarak! Bilindiği üzere Türkiyede dağlar denize paralel ve dik uzanmakta yani sonuç olarak deniz iklimi kıyıda kalmakta ve anadoluya girememektedir.Anadoluda çok daha farklı bir iklim hüküm sürüyor. Bu yüzden benzeri görülmemiş bir canlı çeşitliliğine sahip. Ancak sağa sola baraj inşaa etmek bütün dengeyi bozmaya yetiyor! Su altında olmaması gereken yerler su içinde, sulak olması gereken alanlar kupkuru! Neden şuursuzca baraj inşaa ediyorsunuz kardeşim? Kendi suyumuzu kendi çiftçimize satıyoruz! Adama üşütük derler..Şuan 300-400 baraj varsa bu sayıyı 10 yıl içinde 2300 e çıkarmaya çalışıyorlar! Nolcak okadar baraj? Biri bana izahını yapsın..
Ben yarın araziye gidiyorum.. Hepsi tamamen yokolmadan önce son bir kez daha çukurovadaki kuşlara, sürüngenlere ve memelilere bakacağım..Kumda oturup eşeleneceğim..Deniz kabuklarını toplayacağım..
Resimlerinide buraya ekleyeceğim..Çok geç olmadan..
mutlu hafta sonları..
6 Ekim 2010 Çarşamba
Ömür bitti Tez Bitmedi..
Arkadaşlar bloğa en kısa zamanda hızlı bir dönüş yapacağım, ne yazıkki tez makale gibi harika işlerle boğuşmaktayım.. Bozulan internet bağlantısı herşeyi daha da mükemmel kılıyor..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)